Editör'den

Editör'den

Tarihin fay hatları üzerine inşa edilen siyasi sistem ve ilişkiler, yeniden kırılma sürecine giriyor. Her gün okuduğumuz-izlediğimiz haberler, 7 milyara ulaşan nüfusu yöneten egemen güçlerin, 100 senedir eşi benzeri görülmemiş silah teknolojilerini nasıl geliştirip depoladığını hafızalarımıza kazıyor.

Ortadoğu meselelerinde boğulurken birileri, Okyanus ötesinden Asya-Pasifik'e,  Hint alt kıtasından Afrika'nın derinliklerine nüfuz eden yeni krizlere gebe dünya…

Ancak anlama çabalarımız, Osmanlı'nın çöküşüyle birlikte 'Misakı Milli' sınırlarının içine hapsediliyor. 

Falih Rıfkı 'Zeytindağı' nda; “Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak: - Ne hacet, dedi, oldu olacak İstanbul'u da size verelim. Babalarımız için Niş, İstanbul'a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar'ı, Trablus'u, Girit'i ve Medine'yi bırakırsak Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupası, Marmara ve Meriç'te bitiyor.”  diye anlatıyor.

Bugün gençlerimiz yeniden başlarını kaldırarak bakmaya başladı dünyaya. Sınırları aştı, zihinleri de bedenleri de...

Cilt cilt yazılmış siyaset kitapları, manifestolar, iktisat okulları, ekoller… Hepsi dünya düzenlerinin nereden geldiğini anlatırken yıllardır, günümüz sistemleri hepimize; ya “Dünya nereye doğru gidiyor?” sorusunu sordurtuyor ya da “Bizi nasıl bir dünya bekliyor?”  Kimimiz yönü bilip yoluna girmek, kimimiz ise karşı bir yol çizebilmek için merak ediyoruz bu soruların cevabını. 

Dünya sistemlerinin gösterdiği hedefleri, tarihin tekerrürünü ve tekilliğini, siyasi aktörlerin dış politikada kader yazıcı gibi davranıp, kaleminse sürekli nasıl el değiştirdiğini, uluslar ve devletler genelinde, Türkiye özelinde değerlendirerek dünden yarına köprü kurmayı amaçlıyoruz.

Önce 'gerçekten ne olduğunu' anlayacak, sonra ise insanlık adına en makul çözümleri üretmeye çabalayacağız. İlk sayımızda söylediğimiz üzere; 'dış politika'da okuduklarınız anlatıldığı gibi. Ve bu sayıda 'dış politika' bir PUSULA olma gayretinde…

Dergimizin ikinci sayısında; kilit taşı kabul ettiğimiz Kudüs meselesi ve kimlik tartışmalarını, İsrail özelinde dini parti yapılanmalarının iç siyasete etkilerini,  söz konusu İsrail dış politikası olunca merceği Ortadoğu’ya çevirmeden olmaz güdüsüyle, Ortadoğu’da Türk kamu diplomasisi, bölgesel iletişim olanakları ve strateji analizleriyle tarihsel süreçleri değerlendiriyoruz.

Ortadoğu özelinde devam ederek,  dünyadaki silahlanma hareketlerini, devlet dışı silahlı aktörlerin güvenlik ortamına etkilerini, ekonomi politik bağlamında ve DAEŞ sorunsalı etrafında paylaşmaya çalışıyoruz. 

Yakın coğrafya üzerinden; Arap ülkelerindeki Türkiye algısını ve sosyokültürel bağlantıların siyasi ilişkilerdeki soft power (yumuşak güç) etkisini ve kamu diplomasisinde internet faktörünün Arap Baharı örneğinden yola çıkarak tarihe nasıl yön verebileceğini; Suudi Arabistan dış politikasını, Katar krizini de kapsayacak biçimde ve röportajlarla destekleyerek ilginize sunuyoruz. 

Osmanlı döneminden günümüze kadar,  Mısır-Türkiye ilişkilerinin seyrini de inceleyerek yönümüzü kuzeye çeviriyoruz. Rusya’nın sıcak dış politika gelişmelerini ve dünya siyasetine dahil ettiği Ermenistan, Güney Kafkasya ve dolaylı olarak Azerbaycan konulu denklemleri sizin için çözümlemeye çalışıyoruz. Bir dargın bir barışık Türkiye-Rusya ilişkilerinin yakınlaştığı son dönemde, S-400 Hava Savunma Sistemlerini eksisiyle-artısıyla değerlendirmenize sunarak,  Almanya’nın agresif politikalarını ve bu politikaların Türkiye-AB ilişkilerine etkilerini, AB öncülüğünde Batı’nın darbelere karşı tutumunu tartışmaya açıyoruz. BM Güvenlik Konseyi’nin yapısal işlevsel sorunlarını; ekonomi politik bağlamında İpekyolu’nun yeniden konumlandırılmasını da ele alarak, bu sayımızın; “dünya nereye doğru gidiyor?” sorusuna karşılık elinizin altında bir PUSULA olmasını hedefliyoruz.

 Mehmet Akif ERSOY